top of page
Untitled design (1).png

Trump Barış Kurulu: Peace mi, Piece mi?

  • Yazarın fotoğrafı: Ahsen Kahveci
    Ahsen Kahveci
  • 4 gün önce
  • 3 dakikada okunur

24/01/2026

Editör: Ahsen Kahveci

Kulak kesilip dinleyin lütfen. Bakalım farkı yakalayabilecek misiniz?Peace – Piece. Telaffuzları neredeyse aynı anlamları ise tamamen farklı iki kelime. Birincisi peace: barış. İkincisi piece: parça.

Amerikan Başkanı Donald Trump’ın “Dünyaya eşi benzeri görülmemiş bir hizmet.” olarak sunduğu Barış Kurulu "Board of Peace" fikri, tam olarak bu iki kelime arasındaki anlam farkını çağrıştırıyor. Barış mı hedefleniyor, yoksa dünya yeni parçalara mı ayrılıyor? Bu sorunun peşine düşerken Trump’ın neden Kanada Başbakanı Mark Carney’e kızıp sabaha karşı kendi sosyal medya platformu Truth Social’dan “Kanada’ya gönderdiğim daveti geri çekiyorum, seni dünyanın en prestijli liderler kurulunda istemiyorum.” dediğini de birlikte düşünmek gerekiyor.

Bizde güzel bir söz vardır: İnsanın fikri neyse zikri de odur. Trump bu yapıya “barış” diyor. Ancak bu barış, kulağa aynı zamanda “parça” gibi de geliyor. Grönland’ın bir parçası, Venezuela’nın bir parçası, Panama’nın hatta Gazze’nin bir parçası… Acaba Trump’ın zihnindeki peace gerçekten barış mı, yoksa dünyayı parçalara ayırma fikrinin daha yumuşak bir ambalajı mı?


Burada söz edilen şey, klasik anlamda bir barış konferansı ya da ülkelerin bir araya gelip savaşları bitirmek için müzakere ettiği bir zirve değil. Trump, dünyaya yeni bir uluslararası yapı sunuyor.

“Keşke ihtiyacımız olmasaydı bir Barış Kurulu’na ama va.r” diyen Trump, ardından iddiasını büyütüyor ve “Bu yapı, Birleşmiş Milletler’in yerine geçebilir.” diyor. Bu sözler, onun yalnızca bir barış girişimi değil, yeni bir dünya düzeni inşa etme iddiası taşıdığını açıkça gösteriyor.


Ortaya çıkan taslak tüzük bu iddianın ne kadar ciddi olduğunu ortaya koyuyor. Tüzüğe göre kurulun kurucu başkanı olağanüstü yetkilerle donatılıyor ve bu görev tek bir kişiye veriliyor: Donald J. Trump. Üstelik bu başkanlık, Amerikan başkanlığıyla sınırlı değil. Trump, bir gün ABD Başkanı olmasa bile bu kurulun başkanı olmaya devam edebilecek. İsterse ölene kadar. Aynı yetkilerle. Gündemin kim tarafından belirleneceği, hangi ülkelerin davet edileceği, kimlerin çıkarılacağı, hangi kararların veto edileceği ve hatta kurulun bir gün dağıtılıp dağıtılmayacağı bile tek bir ismin iradesine bağlanıyor: Donald J. Trump.


Bu yapı, barışı kurumsal mekanizmalar üzerinden değil, tek bir liderin kişisel otoritesi üzerinden tanımlayan bir mimari sunuyor. Trump gücü, sert gücü ve iş bitiriciliği seven bir lider profili çiziyor. Bu nedenle kendisi gibi sert güç uygulayan liderlere yakınlık hissediyor. Putin’e karşı duyduğu yakınlık da bu bağlamda okunmalı. Bu anlayış “Güçlülerin Gücü” olarak tanımlanabilir.

Buna karşılık Kanada Başbakanı Mark Carney, Davos’taki konuşmasına Vaclav Havel’in “Güçsüzlerin Gücü” kitabından alıntıyla başladı ve orta güçlerin birleşerek büyük güçlerin baskısına karşı denge oluşturması gerektiğini savundu. Bu konuşma Davos’ta büyük yankı uyandırdı, ancak aynı zamanda Kanada’nın Barış Kurulu’nun dışında kalmasına da neden oldu. Trump bu yaklaşımı bir meydan okuma olarak algıladı ve daveti geri çekerek Carney’i açık şekilde cezalandırdı. Bu hamle, Barış Kurulu’nun bir barış platformundan çok bir sadakat testi olarak kurgulandığını gösteriyor.


Kurulun finansal boyutu da en az siyasi yapısı kadar tartışmalı. Ülkelerden kalıcı üyelik için 1 milyar dolarlık katkı payı talep ediliyor. Bu paraların hangi amaçlarla kullanılacağına karar verme yetkisi ise yine kurucu başkana, yani Trump’a ait. Bu durum Barış Kurulu’nu küresel barış için kurulmuş bir yapıdan çok, yüksek bedelli bir özel kulüp görüntüsüne yaklaştırıyor.


Şu ana kadar Türkiye, Mısır, Ürdün, Endonezya, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Macaristan katılım açıklayan ülkeler arasında yer alıyor. Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın “Trump varsa barış vardır.” sloganı ise bu yapının bir barış kurumu olmaktan çok Trump merkezli bir liderler çemberi olarak algılandığını açıkça gösteriyor. Buna karşılık Norveç, İsveç ve Fransa gibi ülkeler daveti reddetti. Avrupa bu yapıyı bir barış masası değil, Amerikan gücünün kurumsallaştırılması olarak okuyor.


Trump’ın Barış Kurulu fikri ilk olarak Gazze ateşkesi ve yeniden inşa süreciyle bağlantılı olarak gündeme gelmişti. Ancak bugün gelinen noktada bu çerçeve genişledi ve hedef artık tek bir krizin çözümü değil, küresel düzenin yeniden şekillendirilmesi haline geldi. Bu noktada temel soru kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor: Barış, gerçekten tek bir liderin veto gücüyle ve kişisel otoritesiyle mi sağlanabilir? Yoksa bu yapı, dünyayı barışa taşımaktan çok yeni parçalara ayıran bir düzenin habercisi mi?

Trump barış mı kuruyor, yoksa dünyayı parçalara bölüp o parçaların tapusunu eline mi almak istiyor?

Peace mi bu, yoksa piece mi?


(Bu konuyu ve daha fazlasını İrep Çakır’ın anlatımıyla izlemek ve gelişmelerinden haberdar olmak için The Voice of Canada YouTube kanalına davetlisiniz.)


 
 
 

Yorumlar


bottom of page