Kanada Göçmen Krizi: Sızdıran Kova Gerçeği ve Göçmenleri Elde Tutamayan Sistem
- Ahsen Kahveci
- 21 saat önce
- 4 dakikada okunur
27/01/2026
Editör: Ahsen Kahveci
İki yıldır ateşli ateşli tartışıyoruz. Göçmen sayısı çok arttı, konut sorunu tavan yaptı, sağlık sistemi çöktü, hayat pahalılığı aldı başını gidiyor… Peki gerçekten Kanada’nın sorunu “göçmen sayısı” mı? Yoksa daha temel, daha hayati bir stratejik sorun mu var?
Var. Kanada sızdıran bir kova. Hem de göçmen sızdıran bir kova. Bu benim uydurduğum bir benzetme değil. Bu, Kanada Vatandaşlık Enstitüsü’nün raporunun adı: The Leaky Bucket "Sızdıran Kova".
Mantık çok basit: Bir kovayı ne kadar hızlı doldurursanız doldurun, altı delikse su akıp gider. Kanada da aynen böyle. Dünyanın en iyi yeteneklerini seçip, büyük emeklerle ülkeye getiriyor ama onları elde tutamıyor.
Burada yanlış anlaşılmasın: Bu insanlar yasal sorunlar yaşadıkları için gitmiyor. Daimi oturumlarını almış, Kanada’da hayat kurmuş, sistemin içinden geçmiş insanlar. Ama tüm gerçekleri gördükten sonra “eyvallah” deyip gidiyorlar. Üstelik en nitelikliler gidiyor.
Kanada Vatandaşlık Enstitüsü’nün 40 yıllık verilerle hazırladığı üçüncü Sızdıran Kova raporu geçtiğimiz Kasım ayında yayımlandı. Ben bu raporu 2023’ten beri anlatıyorum. Şimdi 2025 raporunu, ayrıntılarıyla ve karşılaştırmalı olarak aktaracağım. Çünkü mesele sadece göç değil; bu rapor konuttan sağlığa, altyapıdan üretkenliğe, verimlilikten ekonomik büyümeye kadar uzanan çok büyük bir Kanada hikâyesi anlatıyor.
Raporun merkezinde “onward migration” denilen bir kavram var.
Türkçede “ileri göç” olarak tanımlanıyor. Yani kişi ülkesinden ayrılıp başka bir ülkeye yerleştikten sonra, ya ülkesine dönüyor ya da başka bir ülkeye yöneliyor. Kanada’dan ayrılan göçmenleri anlatmak için bu kavram kullanılıyor. Bu, klasik beyin göçünden ya da ikincil göçten biraz daha farklı bir durum.

Araştırmanın temel soruları şu: Kim gidiyor, ne zaman gidiyor, neden gidiyor?
Veriler çok net. Her beş göçmenden biri, Kanada’ya geldikten sonraki 25 yıl içinde ülkeyi terk ediyor. Üstelik en büyük kayıp ilk beş yılda yaşanıyor. Yani göçmen geliyor, uyum sağlıyor, eğitim alıyor, sistemi öğreniyor, tam en verimli olacağı dönemde Kanada’dan ayrılıyor.
Bu, doğurganlık oranı 1.26’ya kadar düşmüş bir ülke için çok ciddi bir ekonomik alarm demek.
Rapordaki en çarpıcı bulgulardan biri şu: Eğitim seviyesi arttıkça, ülkeden ayrılma ihtimali de artıyor.
Genel göçmenlerde ilk beş yılda ayrılma oranı yüzde 5 iken, doktora mezunlarında bu oran yüzde 11’e çıkıyor. En çok ihtiyaç duyulan 16 mesleğin 10’unda Kanada’nın göçmenleri elde tutma oranı ortalamanın altında.
Sağlık çalışanlarında ilk beş yılda ayrılma oranı yüzde 36; bilim insanlarında da aynı şekilde yüzde 36.
Deneyimli yöneticilerde ise bu oran, ortalamanın yüzde 193 üzerinde. Yazılım geliştiriciler, yapay zekâ ve siber güvenlik uzmanları, mühendisler, mimarlar, finans yöneticileri… Yani Kanada’nın geleceğini inşa etmesi beklenen insanlar, ortalamanın çok üzerinde oranlarla ülkeyi terk ediyor.
Bunun en önemli sebeplerinden biri, gelirlerini artıramamaları ve kariyerlerinde ilerleme görememeleri. Özellikle doktora sahipleri için bu, çok belirleyici bir ayrılma nedeni.
Kanada hükümeti büyük hedefler koyuyor. Amerika dışı ticareti iki katına çıkarmak istiyor. Üniversitelere, dünyanın en iyi araştırmacılarını çekmek için milyarlarca dolar ayırıyor. Konut krizini çözmek için “büyük inşa et, cesur inşa et, şimdi inşa et” sloganlarıyla dev projeler başlatıyor. Ama aynı anda, bu hedefleri hayata geçirecek en deneyimli profesyonelleri kaybediyor.
Vatandaşlık Enstitüsü’nün CEO’su Daniel Bernhard bunu çok net ifade ediyor: “Bu insanlar gittiğinde Kanada daha yaşlı, daha zayıf, daha fakir ve daha az ilginç bir ülke haline geliyor.”
Bölgesel farklar da dikkat çekici. Atlantik bölgesi, ileri göçün en yüksek olduğu yer ve ayrılma oranı yüzde 36.2. Onu British Columbia ve Quebec izliyor. Ontario ve Alberta görece daha iyi durumda. Kanada’dan ayrılanların yüzde 83’ü, ilk yerleştikleri eyaletten doğrudan ülkeyi terk ediyor. Bu da birçok bölgede yerel ekonomi, iş eşleşmesi ve aidiyet hissinin zayıf olduğunu gösteriyor.
Sağlık sistemiyle ilgili tablo ise çok çarpıcı. Altı buçuk milyon Kanadalının aile doktoru yok. Geçen yıl 28 bin kişi, tıbbi işlem ya da tanı beklerken hayatını kaybetti. Aynı dönemde sağlık çalışanı göçmenlerin yüzde 36’sı Kanada’dan ayrıldı. Bu tablo, sistemin ne kadar ciddi bir kriz içinde olduğunu gösteriyor.
Bernhard bu noktada şunu söylüyor: “Göç, yalnızca göçmenlere yaptığımız bir iyilik değildir. Kendimize yaptığımız bir yatırımdır.”
Raporda en sert eleştirilerden biri Göçmenlik Bakanlığı IRCC’ye yöneltiliyor. Express Entry sisteminin aşırı rekabetçi olması, diplomaların tanınmaması, “Canadian Experience” şartı, doktoralı Uber şoförleri, mühendis kasiyerler, yönetici kökenli depo işçileri… Tüm bunların Kanada için dev bir kayıp olduğu vurgulanıyor. Bernhard bu sistemi “kibirli” olarak tanımlıyor ve çok net söylüyor: IRCC bir kapı bekçisi gibi çalışıyor. Oysa Kanada’nın insan kaynakları departmanı gibi çalışmalı. Yani sadece insan seçmek yetmez; onları doğru işlere yerleştirmek, entegre etmek, kariyerlerini desteklemek ve elde tutmak gerekir.
Raporda en çarpıcı bölümlerden biri de şu: Peki insanlar neden kalıyor?
İki temel sebep var. Birincisi, geleceğe dair umut. Yarın bugünümden daha iyi olabilir duygusu. İkincisi ise aidiyet hissi. Çok çarpıcı bir veri var: Aidiyet hissinde yüzde 1’lik artış, ülkede kalma ihtimalini yüzde 25 artırıyor. İnsanlar sadece para için kalmıyor. Oy kullanmak, komşularıyla barbekü yapmak, çocuklarını aynı parkta büyütmek, aynı şehirde, aynı toplulukla hayat kurmak için kalıyor. Bu noktada iş sadece devlete değil, topluma da düşüyor.
Özetle Kanada; konut yapmak, sağlık sistemini düzeltmek, ticareti büyütmek, altyapıyı geliştirmek istiyor. Ama tüm bunları yapabilecek en değerli insanları kaybediyor.
Bernhard’ın belki de en sert tespiti şu: “Kanada, göçmenlere sahte umut satıyor. Bunun ahlaki ve etik bir bedeli var.” Şimdi asıl soru şu: Neden gidiyor bu insanlar? İş bulamadıkları için mi? Ev bulamadıkları için mi? Diplomaları tanınmadığı için mi? Yoksa aidiyet hissedemedikleri için mi? Göç artsa da azalsa da, elde tutamadıktan sonra ne anlamı var?
Ve sizce IRCC ne olmalı: Kapı bekçisi mi, yoksa Kanada’nın devasa bir insan kaynakları departmanı mı?
(Bu konuyu ve daha fazlasını İrep Çakır’ın anlatımıyla izlemek ve gelişmelerinden haberdar olmak için The Voice of Canada YouTube kanalına davetlisiniz.)
.png)
