top of page
Untitled design (1).png

Petrol Fiyatları Neden Yükseliyor? Enerji Krizi, Hürmüz Boğazı ve Küresel Gerilim

  • Yazarın fotoğrafı: Ahsen Kahveci
    Ahsen Kahveci
  • 3 saat önce
  • 4 dakikada okunur

10/03/2026

Editör: Ahsen Kahveci

Gerçekten de “Yemişim ben bu dünyayı.” dediğimiz günlerden geçiyoruz. Aslında bu ifadeyi Kanada Başbakanı Mark Carney farklı bir bağlamda kullandı; neden söylediğini birazdan anlatacağım. Bu sıkıntılı günlerde hayatı zorlaştıran şeylerden biri de benzin fiyatları. Özellikle Kanada’da benzin fiyatları eyaletlere, kentlere hatta mahallelere göre değişebiliyor. Sabah başka, akşam başka fiyat görmek mümkün.

Örneğin yaklaşık on gün önce 1,26 dolara aldığım benzinin fiyatı dün akşam 1,59 dolara çıktı ve hızla yükselmeye devam ediyor. Kanada bu fiyat artışlarından belki başka ülkelere göre daha az etkilenecek yerlerden biri olabilir, ama dünyanın başka bölgelerinde durum çok daha ağır yaşanıyor. Elektrikli araç sahipleri ise bu günlerde biraz uzaktan gülümseyerek olan biteni izliyor gibi görünüyor. Kanada’ya Çin ile yapılan anlaşma kapsamında 40 bin doların altında bazı elektrikli araçların gelmesi planlanıyordu ve bu da birçok kişi tarafından enerji krizine karşı pragmatik bir çözüm olarak görülüyordu. Ancak enerji krizinin yalnızca petrol fiyatlarıyla sınırlı kalmayacağı artık daha net anlaşılıyor.


Bugün petrolün varil fiyatı 100 doların üzerine çıktı; bu da 2022’den bu yana görülen en yüksek seviyelerden biri. Üstelik Bahreyn’in ulusal petrol şirketi Bapco, force majeure ilan ederek üretimini durdurduğunu açıkladı. Şirket, gelişmelerin kontrolünden çıktığını ve sorumluluklarını yerine getiremeyeceğini söyledi.

Tüm bunlar yaşanırken ABD Başkanı Donald Trump petrol fiyatları hakkında oldukça dikkat çekici bir açıklama yaptı. Trump, İran’ın nükleer tehdidi ortadan kaldırıldığında petrol fiyatlarının hızla düşeceğini söyledi ve bunun Amerika Birleşik Devletleri ve dünya için güvenlik ile barış adına ödenmesi gereken küçük bir bedel olduğunu savundu. Hatta bunun aksini ancak aptalların düşüneceğini söyledi.

Ancak dünyadaki birçok lider için durum hiç de bu kadar basit görünmüyor. G7 liderleri acil toplantı çağrısı yaptı. Enerji krizi yalnızca petrolü değil, birçok alanı etkilemeye başladı. Örneğin Bangladeş enerji tasarrufu amacıyla üniversiteleri kapattı.


Ortadoğu’da ise gerilim hızla tırmanıyor. İran bölgedeki enerji altyapılarını hedef alırken İsrail de Tahran’daki petrol depolarını vurdu. Sosyal medyada yayılan görüntülerde yoğun siyah dumanların gökyüzünü kapladığı görülüyor. Ajanslara göre Tahran’da dört büyük petrol deposu ve bir lojistik tesisi hedef alındı.

İran’ın petrol altyapısının ilk kez doğrudan hedef alınması dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Bu gelişmeler sırasında İran’a ait bir balistik füze, Doğu Akdeniz’de NATO hava savunma sistemleri tarafından Türkiye hava sahasında etkisiz hale getirildi. Füzenin hedefinin Adana’daki İncirlik Üssü olabileceği değerlendiriliyor.


İncirlik Üssü NATO kapsamında faaliyet gösterse de Türkiye topraklarında ve Türkiye’nin egemenliğinde bulunan bir üs. Eğer İran doğrudan bu üssü hedef almış olsaydı, NATO’nun “Bir üyeye yapılan saldırı tüm üyelere yapılmış sayılır.” ilkesini içeren 5. maddesi gündeme gelebilirdi.


İran ise bazı saldırılar için farklı bir açıklama yaptı. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bagayi, bazı füze saldırılarının İran tarafından yapılmadığını, bunların “false flag”, yani sahte bayrak operasyonları olduğunu iddia etti. Sahte bayrak operasyonu, bir saldırının başka bir aktör tarafından yapılmış gibi gösterilmesi anlamına geliyor. Bütün bu gelişmelerin ortasında en kritik konulardan biri de Hürmüz Boğazı’nın kapanması oldu. Bu boğaz dünya petrol ticaretinin en önemli geçiş noktalarından biri. Şimdi asıl soru, Hürmüz Boğazı’nın ne zaman ve hangi şartlarda yeniden açılacağı. Bu sorunun cevabı özellikle ABD siyaseti açısından da önemli, çünkü Trump için yaklaşan ara seçimler kritik ve petrol fiyatları Amerikan iç politikasında son derece hassas bir konu.


Bazı analizlere göre ABD bu savaşın algı kontrolünü kısmen kaybetmiş olabilir. Bunun nedeni gelişmelerin beklenenden çok daha hızlı ilerlemesi. Uzmanların tartıştığı birkaç önemli soru var:

  • ABD İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatacağını gerçekten öngördü mü?

  • İran’ın komşu ülkelere saldırabileceği hesaba katıldı mı?

  • Ortadoğu’daki sivillerin tahliyesi için yeterli plan yapıldı mı?

  • İran’ın yoğun drone saldırılarına karşı hazırlık yeterli miydi?

İsrail'in Tahran'daki yakıt depolarına saldırısı
İsrail'in Tahran'daki yakıt depolarına saldırısı

Bazı yorumcular Trump yönetiminin gelişmeler karşısında şaşırmış olabileceğini öne sürüyor. Ancak bu kadar büyük bir operasyonun tamamen öngörüsüz yapılmış olması da pek olası görünmüyor.

İran’da ise önemli bir iç gelişme yaşandı. Mücteba Hamaney resmen yeni dini lider olarak ilan edildi. Aslında birçok İran uzmanı bunun uzun süredir planlanan bir gelişme olduğunu söylüyordu. Ancak resmi açıklama ve ardından yapılan kitlesel gösteriler, İran’ın daha sert bir siyasi çizgiye gideceğinin işareti olarak yorumlanıyor. Trump’ın savaşın amacı konusundaki açıklamaları ise zaman içinde değişti. Başlangıçta İran halkı için hareket ettiğini söyledi.

Daha sonra Devrim Muhafızlarını ortadan kaldırmak ve İran’ın nükleer programını tamamen yok etmek istediğini açıkladı. Ancak son açıklamalarında buna yeni bir şart daha ekledi: İran’ın tamamen teslim olması. Trump ayrıca İran’da kurulacak yeni yönetimin ABD ve İsrail’e saygılı olması gerektiğini söyledi.


Kanada Başbakanı Mark Carney ise bu süreçte oldukça pragmatik bir çizgi izliyor.

Trump ile ilişkisini “Saygı var ama yağcılık yok.” sözleriyle tanımlıyor. Carney, Trump’a saygılı olduğunu ama dalkavukluk yapmayacağını söylüyor. Carney’in anlattığı ilginç bir anekdot da var. 2008 finans krizinin ortasında merkez bankası başkanlarıyla yapılan bir akşam yemeğinde Avrupa Merkez Bankası Başkanı Jean-Claude Trichet uzun uzun içilecek şarabın özelliklerini anlatıyormuş. Carney ise saatine bakıp duruyormuş; dünya ekonomisi yanarken hâlâ şarap konuşulmasına dayanamayarak içinden “Yemişim ben bu Pinot’yu.” diye geçirdiğini söylüyor.


Kanada hükümeti ise gelişmeleri yakından takip ediyor. Acil durum müdahale grubu toplanarak Ortadoğu’daki Kanadalıların güvenliği için planlar yaptı. Bölgede kayıtlı 110 binden fazla Kanadalı bulunuyor. Bunların yaklaşık 5.200’ü ülkeden ayrılmak için yardım talep etmiş durumda. Tahliyeler için uçaklar ve otobüsler organize ediliyor. Bu süreçte bir başka önemli gelişme de Kanada’nın Türkiye büyükelçisinin değişmesi oldu. Kevin Hamilton artık NATO’da ortaklıklardan sorumlu genel sekreter yardımcısı ve Kafkasya ile Orta Asya özel temsilcisi olarak görev yapacak. Yeni büyükelçinin ise kısa süre içinde açıklanması bekleniyor.

Sonuç olarak dünya oldukça fırtınalı bir dönemden geçiyor. Ekonomik kriz, enerji krizi ve jeopolitik gerilimler üst üste binmiş durumda. Böyle bir ortamda görünen o ki bu savaşın da gerçek anlamda bir son güleni olmayacak.


(Bu konuyu ve daha fazlasını İrep Çakır’ın anlatımıyla izlemek ve gelişmelerinden haberdar olmak için The Voice of Canada YouTube kanalına davetlisiniz.)


 
 
 

Yorumlar


bottom of page